Google+ Followers

14 Temmuz 2017 Cuma

SAFTİRİKLER NE YAPSIN???

Pencerenin önünde oturuyorum. Gözlerim sessiz, manasız, boş boş dışarıyı seyrediyorum. Biri sorsa ne var pencerenin önünde  diye cevap bile veremem sadece güneşin yağmur öncesi bulutlarla dansının farkındayım o kadar. Zaten günlerdir yaşlı teyzeler gibi bacaklarım yağmurun yağacağını haber veriyor. Güneşe buluta da bakmadan biliyorum artık yağmuru... Bir de merak ettiklerimi de bilebilsem geleceğe dair veya hissedebilsek kötü mü olurdu acaba... İyi olacak olsa Rabbim bildirirdi zaten kim bilir. Müzmin bir iyimser olarak, ben bile bu kadar karamsarlığa kapılıyorsam geleceğe dair bilsem ne olur ki. Hayatın bu kadar arap saçına döndüğü bir zaman bilmem geçmişte yaşanmış mıdır ama geleceğin daha da içinden çıkılmaz bir kargaşa olacağını bilmeye bile lüzum yok sanki. 15 Temmuz gecesini yaşarken gerçekten inanılmaz korkmuştum, ağlamıştım gelecekte çok kötü şeyler yaşayacağımızı düşünmüştüm. Ve fakat bugüne kadar yaşadıklarımızı yani toplum olarak gördüklerimizi ne ben ne de başka hiç kimse tahmin dahi edemezdik. Fetö terör örgütü! Fetöcüler! fetöcü diye yaftalananlar, o da mı fetöcüymüş dediklerimiz, ama o fetöcü asla değildi yazık oldu dediklerimiz, kocaman bir aldanmışlık, haksızlıkla işlerinden hayatlarından olanlar, fetö terör örgütüne üye olup bu milletten topladıkları yardımları cebine indirenler, darbe planını bilip üzerindeki malı mülkü devredenler, ülkeden kaçanlar, sahte boşanmışlar, cezaevlerinden gelen hikayeler, bir de hiç bir şekilde fetöcü olmadığını ispat edemeyenler, adalet arayışları, fetöcü teröristlerin mahkemelerde şehit ailelerine dil çıkarmaları, halen yurt dışından Türkiye'ye düşmanlıklarını sürdürecek kadar nasıl iğrençleşebildikleri... Havada uçuşan rakamlar.... Tüm bunlar olurken yani aç parantez; fetö terör örgütü kurulup memleketi parselleyip çıkarları için çabalarken, ülkenin altını oyarlarken, ülkesine bu kadar düşman, hain bir tayfa yetişirken, öbür tarafta da her ne olursa olsun birlik beraberlik olup memleketi kurtaralım demek yerine kendisini memleketin tek, ayrıcalıklı, üstün  sahibi addedip geri kalan bidon göbeklilerden(!) tiksinecek kadar nefretlerini kusmak için fırsat kollayan dinozorlar pusudayken  acaba biz nerdeymişiz. Kapa parantez. Evet kendimi bir kez daha yedi uyurların mağarasında üç yüz yıldır uyuyormuşum da 15 temmuzda şehre inmişim gibi hissediyorum. Eminim benim gibi hissedenlerin sayısı da oldukça fazladır. Biz nasıl ayakta uyuyormuşuz aklım almıyor...  Ve bu her yeni  gün yeni bir sansasyonu işitmek de hakikaten bünyemin kaldıracağı bir şey değil. Belki binlerce kez dünyada hiç kimsenin olmadığı, bilmediği, basının yayının olmadığı, haberleşme teknolojisinden uzakta yaşamayı arzu etmişimdir. Hele artık gazeteci milletini görmek dahi istemiyorum... Babamın oğlu da olsa uzak olsunlar bir zahmet. Yılan gibi dillerinden topluma zehir akıyor. Aralarında iyi olan varsa hadi onlar istisna olsunlar... Oturdukları köşelerde bir yerlerden düğmeye basıldığında toplumu manipüle ederek gözümüzün içine baka baka bizi aptal yerine koymalarına tahammül edemiyorum. İsimlerini zikretmek bile yazımı kirletir, lüzum yok... Şu mübarek cuma günü ülkemin geleceği için, evlatlarımızın daha iyi bir ülkede yaşamaları için dua ediyorum. Ve ayrıca 15 temmuz şehitlerine bir kez daha sonsuz minnetlerimi gönderiyorum. Allah mekanlarını cennet eylesin. Bilmem benim  gibi saftiriklerin yapabileceği başka bi şey var mıdır???
 

17 Mayıs 2017 Çarşamba

SELAM

             Uzunca bir aradan sonra içten bir merhaba. Hem özümüze hem de özden sevdiğimiz dostlarımıza selam olsun... Her birinizi ayrı ayrı anıyorum zaman zaman, okumasam da yazmasam da blog dünyam benim özüm. Genel olarak öyleyiz zaten. 
              Bizde bir atasözü vardır bilirsiniz belki sizler de; "şeytan azapta gerek" deriz. Bazen içten içe kendim için de fısıldıyorum bu atasözünü :)). Profesyonel meslek mensubu bile olsak, şu iş dünyasında öyle bir çark dönüyor ki her gün ayrı bir durumla karşı karşıya kalıp, yeni bir davranış, tavır, iş, sanat, zanaat öğreniyoruz. Ve anlıyorum ki hakikaten her doğru her zaman, her yerde doğru olmayabiliyor. Her davranış, her tavır, her ses tonu.... Ne kadar da çok şey varmış şu hayatta öğrenilecek... Yaklaşık 16 yıllık okul, 20 yıllık da meslek hayatımda halen bilmediğim ne çok şey varmış meğer :))... Keşke okul hayatlarımız daha verimli geçebilseymiş diyorum her zaman. Bir serbest meslek mensubunun kendi kendini pazarlaması, ismini marka yapması, tanıtması ve bu ünvanın kalitesini artırarak sürdürmesi kendi profesyonel işinin de önüne geçen bir birikim ve donanım gerektiriyor. Zamana eşlik edecek sabır, çaba, gayret, sosyal performans, ultra meslek bilgisi için zamansız, saatsiz, biteviye çalışma...  Gece üç-beş mesailerinde yeni bir mevzunun peşinde sabahlamak sadece benim değil sohbet ettiğimiz diğer meslektaşlarımın da olağanlaşmış yaşantısı... Bu konuda neşredilmiş bir biyografi veya hatıratı okumayı ne çok isterdim. Bildiğiniz varsa tavsiye beklerim. Blog da olabilir. Ahmet Şerif İzgören, Ataman Özbay'dan bir kaç kitap okudum.  Yaşadığım kimi sorunlarda veya aştığım bilmem kaçıncı engelde  içim şişip yazıp çizesim çok gelmedi değil ama o fırsatları da değerlendiremedim. Kimisi de taslak olarak kalıp çöpe gitti. Biliyorum bu da bir süreç, blog yazamadan/okuyamadan her günü ayrı bir telaşe ile geçen bir süreç. İşte o yüzden şeytan azapta gerek diyorum :)) Telaşe olmadığında veya bir şeyle kafam meşgul olmadığında neler neler uyduruyorum ohoo tahmin bile edemezsiniz ki bu uydurmalar bana ruhi kriz olarak geri dönüyor :)). 
               Ben bu yazının da çöp olmaması için en iyisi yayınlayıp öyle kapatayım. Soran, merak eden, selam eden dostlarıma gönül dolusu sevgiler...